HOŞ GELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN

Ramazan-ı Şerif bizleri heyecanlandırır, sevindirir, şükrettirir, hayatımızı değiştirir, alemi değiştirir. 

Ramazan medyamızı, televizyonlarımızı da değiştirir. 

On bir aylık yoldan gelir, hoş gelir, sefalar getirir. 

Evet, bin aydan hayırlı bir aya girdik. Yani her bir sevaba verilen sevap 1 çarpı 1000.  

Diyelim bir Fatiha okudunuz amel defterinize bin  Fatiha yazılıyor. 

Amel defteri nedir? 

Mahşerde açılacak, karşımıza konacak olan bizlerin doldurduğu defterdir. Ağırsa kurtulduk, hafifse Allah muhafaza. 

Rabbimiz bize bizim yaptıklarımızla muamele edecek. İşte bizim yaptıklarımıza bu ayda kat be kat fazlasıyla veriyor. Çünkü bu ayda kelâmını indirmiş. İşte kelâmının şerefine bu ay biz kulları için;  rahmet, mağfiret ve cehennemden kurtuluş vesilesi kılmış. 

Bu ayın kıymetine yönelik Peygamber Efendimiz’den (sav)  mervî çok Hadis-i Şerifler vardır. 

Bilhassa dikkatimi çeken ve çokça düşündüren, sevindiren, korkutan ise şu hadisi şerifi sizlerin de nazarlarınıza sunayım. 

”Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün. Ben yanında zikredildigim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!”

(Tirmizi, Daavat 110, (3539)

Evet, ne büyük bir fırsat, ne kadar büyük bir imkan. Ne diyelim Rabbim şuûrunda olmayı nasip eylesin. Bizim en büyük derdimiz tasamız günahlardır. Kulluktaki eksiklerimiz olmalıdır. 

Az kazanmak, çok kazanmak ev, araba sahibi olmak, olamamak değildir. Hatta kimi belâ ve musîbetler bile hakikatte gerçek musbîetler değildir. Çünkü kimi musîbetler günahlardan temizler, kimisi insana beşeri olan aczini, zaâfını hatırlatıp kulluk edebine sokar,  günahlarını temizler, Allah’ı hatırlatır. 

Dünyada kabirde, mahşerde temizlenmeyen günahlar ebedi hayatta daimi hastalıklardır. Çünkü bu hastalıklar çoksa Allah korusun cehenneme sebebiyet veriyor. Günahlar cennette ise,  cennetin nimetlerinde tabiri caizse “kalite” olarak düşüşe sebebiyet veriyor. 

İşte Ramazan affedilmeye, yeni yepyeni başlangıçlar yapmaya muhteşem bir vesile. 

Ramazandaki açlık aslında bir vesile, bir araç, amaç değil. Önemli olan o açlığını verdiği mâna. 

Yoksa sadece açlık susuzluk olsa içinde zorluğu olan İki öğün yemek gibi bir şey olur. 

Fakirlerin halini biraz daha anlamak yerine mükellef ve çok çeşitli sofralarla kimi zenginlerin hâlini anlamaya dönmemeli Ramazan. 

Hele hele kilo alarak çıkıyorsak Ramazandan! 

Az yeme itiyadı olanlar Ramazan’ı daha rahat tutuyor. Çok yemeğe alışanlar ise zor tutuyor. 

O yüzden iftarı da, sahuru da abartmamak lazım. 

Ramazan insanın nefs-i emmâresine, yani kötülüğü emreden nefsine en büyük darbeyi vuran bir aydır. 

Sonuçta aç-susuz kalmak da kolay değildir. Öyle ki, aç susuz olmasak bile çaydı çerezdi severiz, yer içeriz. Yani yemek içmekle çokça içli dışlıyız. 

On bir ay olan alışkanlığın yanında birden yemeği içmeyi kesmek gerçekten yerine göre  kolay değil. Bu nefse zor geliyor. Hatta bu sebeple maalesef tutmayanlar bile var. Hâlbuki Allah sabrını veriyor. 

Kendi adıma geçen yıllarda 24-36 ve 72 saatlik oruçlar tutmuştum. Yani dayanıyor insanoğlu. Lakin dayanıyor da nefis baya baya ızdırap çekiyor. Aczini hissediyorsun, yemeğe, suya ne kadar ihtiyacımız olduğunu, vücudumuzun demirden çelikten değil, her an bozulmaya hazır olan et ve kemikten olduğunu daha iyi anlıyor insanoğlu.  

Halsizleşiyorsunuz, hele hele su ihtiyacı daha çok kendini gösteriyor. İşte kafasına göre takılmayı, her cihetle özgür olmayı, istediğini yapmayı, istediği şeyi istediği zaman yemeği, içmeyi isteyen insanın nefsi ise,  işte oruçla büyük bir ders alıyor, tabi alırsa, almak isterse. 

Oruç, çok güzel. 

İşten bazen geç geldiğimde esnafın iftar hazırlıklarını yapıp, dükkanlarının kimi yerde içinde, kimi yerde kapısının önünde yaptığı hazırlıklar, kurduğu sofralar bana öyle lezzet verir ki, onları seyretmek öyle güzel ki. Kezâ mahalle aralarında ise, yine iftar saatine yakın gelen çatal-kaşık sesleri. 

O esnada herkes bir ordu gibi, Rabbimizin ezan ile “buyurunuz” emrini bekliyorlar. İşte Rabbimiz “buyurunuz, emrimi beklediniz, afiyet olsun” gibi manayla olan  bu davete oruç ile mazhar olmak ne büyük bir saadet.

Oruçla nimetin; Devletten, şirketten, ahçıdan, lokantadan, memleketten, anneden, ağaçtan, topraktan  vs. değil. Sadece ve sadece Allah’tan olduğunu daha iyi, çok daha iyi anlıyor. Çünkü yaşıyoruz. Nimete ihtiyaç hissediyoruz, ihtiyaçlı olunca şükrün de ayrı bir kıymeti oluyor. 

Birinde ekmek almış ama iftara geç kalmıştım. Yürüme mesafesi ile eve varmama biraz zaman vardı. Canım çekti yanaştım ekmeğe. Tabi ekmek mi yedim, döner mi, kuzumu ayrı bir şey! 

Geçen senenin Ramazan’ı geçti, rüya oldu, bu senenin Ramazan’ı geldi, yaşanacak o da rüya olacak. Lakin bu rüyayı belirlemek bizim elimizde. Güzel rüyalar insanın hoşuna gider, bazen hiç bitmeseydi deriz. İşte Ramazan’ı güzel bir rüyaya çevirmek elimizde.  

Kur’an ile bol bol meşguliyet, teravih, zikir, fikir, şükür, istiğfar, zekat, sadaka. 

Mümkün mertebe  Kur’an’ın tefsiri, anlamı üzerinde meşguliyet ile bunu sağlayabiliriz.  

Orucun kalitesini arttırmak için dil;  gıybet, dedikodu ve boş sözlerden uzak olacak. Göz namahremlerden. Çünkü oruç sadece midenin değil aslında. Ramazan kıymetli, kıymetli olan kıymetli şeylere sarf edilmeli,   Çünkü bu Ramazan’ın 1 dakikası 1 gün, 1 saati 2 ay 1 günü yıllar kıymetinde. 

Bu öyle bir Rüya olacak ki, aklımıza geldikçe huzur verecek yani geçmişte kalmayacak, ruhta, kalpte huzuru yaşanacak, sonra ise ânlarda da şimdiki zamanda sürekli  devam edecek. Evet açlık susuzluk bitecek, rahmeti kalacak. Gelecekte ise Rabbimizin va’d ettiği mükafatın ve rızasının intizarı, yani bekleyiş lezzeti yine lezzet verecek inşaallah. 

Bu sene teravihler camilerde yine kılınmayacak, sağlık olsun. Camiyi, cemaati özlemeye, kıymetini hissetmeye ayrı bir sebep oluyor. Seneye inşaallah camileri de nasip eyler Rabbim. 

Ve bir ömür kadar amel sayılan Kadir gecesi var bu ayda. Rabbim yetişmeyi ve idraki nasib eylesin. 

Evet, Ramazan anlatmakla bitmez, ama biz yazımızı bitirelim. 

Bu duygu ve düşüncelerle hastalarımıza şifalar, dertlilerimize devalar  diler. Hayırlı, bereketli ve affedildiğimiz bir Ramazan-ı şerif geçirmeyi Rabbimden niyaz eder, devletimiz, ümmet-i Muhammed ve bütün dünya için hayırlara vesile olmasını dilerim. Allah kabul eylesin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir