FIRSATIN VARKEN SEV!


Sevdiklerimizin kıymetini gidince anlıyoruz. Yaşarken fırsat buldukça
üzdüğümüz, kalbini kırdığımız, hal-hatır sormaktan içtinap ettiğimiz
yakınlarımızı “ölünce” badem gözlü yapıyoruz.


Hâlbuki yaşarken kıymetini bilmeli, onları sevip sarmalıydık.
Bu yüzden “ahde vefa” sözü anlamlıdır benim için.
Aynı zamanda dinimizin bize emrettiği en güzel prensiplerden biridir; sözünde durma, verdiği söze bağlı kalma… Hatta özü ve sözü doğru anlamına gelen bir “ahid”dir aslında.


“Ahid”, kendisini hür iradesiyle sadâkat yükümlülüğü altına sokmuş her
Müslümanın ahlâkî borcudur. Yani;
Yaşarken mesafeli durduğumuz değerli büyüklerimizle “cenaze”de bir araya gelmemiz “ahde vefa” mıdır? Nedir sahi?

Ölmeden önce sevdiklerimizin kıymetini bilmek çok mu zor?
Çünkü kaybettikten sonra bir anlamı kalmıyor da…
Hadi, giden gitti… Geri gelmiyor. Peki, şu an sevdiğin yanı başında ise, ne
yapıyorsun?


Dön ve sarıl! Sıkı sıkıya hem de… Sonra bırak, tekrar sarıl… Bu fırsatı bulamayabilirsin.
Eğer konuşmak istiyorsan, içinden geçenleri ona anlat… Tutma içinde…

Çünkü bunun “sonra”sı yok. O zaman nafile seni duymayabilir. Eğer koklayabiliyorsan onu, ciğerlerin patlayana kadar kokusunu içine çek.

Zira o kokuya hasret kalacak belki de eşyalarını koklamakla yetineceksin.
Eğer gözlerine bakabiliyorsan doya doya bak! Neşeyle, sevgiyle… Sonra o gözler bir daha açılmayabilir.

Ona karşı kusur mu ettin? Git özür dile… Yoksa bir daha buna fırsatın
olmayabilir. Ertelediğimiz, ötelediğimiz nice sevgiler, yok olduğunda kıymete biniyor. O zaman özlüyor, kıymet biliyoruz. O zaman onun yanında olmak için her şeyi istiyor ve mesafelere kızıyoruz.

Yarınlar bir daha hiç gelmeyecekmiş gibi düşün. Fırsatın varken sev. Ne
kaybedersin? Kibrini, gururunu bir kenara bırak. Başkası için değil, kendin için sev. Sevgiyle kendini iyileştir. Bugün arkasından konuşup, kuyusunu kazdığın insan yarın ölebilir. Ve bir daha helallik almaya fırsatın olmayabilir. Çok kötü değil mi o vicdan azabıyla yaşamak.

Ya da bir tek bayramlarda seyranlarda adettendir deyip, sırf laf etmesinler diye aradığımız büyüklerimizin yarın
olmaması… Keşke demeyecek misin? Sürekli bahane ettiğimiz yoğunluğumuz mu kurtaracak bizi?

Ailenize, eşlerinize, çocuklarınıza, aile büyüklerinize
zamanınızdan bir parça ayırın o yoğunluk safsatanızın arasından. Her fırsatta onları ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin. Yarın onların yokluk acılarının yanına, bir de vicdanınızın sızısı eklenmesin.

Fırsat varken kendinizi de sevin. Kendinize yaptığınızın haksızlıkları boşa çar çur ettiğinizin zamanınızı, değmemiş insanlara harcadığınız emeğinizi, akıttığınız gözyaşlarınızı düşünün. Ölmeden önce yapmak istediklerini düşün. Çünkü yarın sen de olmayabilirsin bu fani âlemde. Sonra kendine baka baka gözün açık, göç edip gidersin dünyadan.


Rabbim bana, size ve hepimize kendisi ve sevdikleri hayattayken hâlâ kıymet bilebilmeyi nasip etsin.


Değil mi ki, birbirimizi sevmedikçe iman etmiş olmayacağız… Allah bize ve sevdiklerimize hayırlı ömürler versin.
Sağlıkla kalın. “Hoş “ ça kalın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir