Hayatımız buna delil mi değil mi?

       Düşünme becerisi, insanın ontolojik manasını ayyuka çıkaran en önemli etmendir.  Başka bir deyişle, insanı diğer mahlûklardan ayırarak ona ‘varlık manasının’ sırlarını fısıldayan muhkem bir hüccettir. Tabii bu tanım,  düşünme becerisine yüklediğimiz anlamda mündemiçtir. Kişiden kişiye değişerek her kişi de farklı manaları tedai edebilir. Nitekim bu da düşünme becerisinin muhtemel neticesidir. 

         İnsanın ‘’ontolojik manasını’’ keşfetmesi dünyadaki en büyük vazifesidir. Zira onu keşfetmeden hakça bir hayat sürmesi mümkün değildir. Çünkü istenileni yerine getirmek için önce ne istenildiğini bilmek gerekir. Bunun yolu da düşünme becerisini kullanmaktan geçer. Fakat mühim olan,  bu beceriyi doğru kullanmak için geçerli ‘’tasarruf ehliyetine’’ sahip olmaktır. Çünkü eskilerinde dediği gibi ‘’Kem âlât ile kemâlât olmaz.’’ Yani sağlıklı bir düşünme işlemi için ancak geçerli bir tasarruf ehliyetine sahip olmak gerekir.

        Konuyu;  hukuki manadaki tasarruf ehliyetine benzeterek biraz açmak isterim. Şöyle ki; hukuki manada tasarruf ehliyeti, geçerli bir tasarruf işleminin yapılabilmesi için gerekli fiili ehliyete sahip olmaktır. Dolayısıyla tasarruf ehliyetine sahip olmanın yolu gerekli fiili ehliyete sahip olmaktan geçer. Bu da ancak; temyiz kudretine haiz olmak, kısıtlı olmamak ve nihayet ergin olmakla mümkündür. Mamafih bu şartları tevil ettiğimizde bunların düşünme becerisine ilişkin tasarruf ehliyetinde de cari olduğunu söyleyebiliriz.  İmdi teker teker bu koşulları tevil edelim;

          Temyiz kudreti, bir kişinin gerçekleştirdiği eylem ve işlemlerin sebebi ve neticesine vakıf olmasıdır.  Yani bu kişiler yaptıklarından sorumlu tutulur. Menfi veya müsbet… Dolayısıyla bu kişiler, yaptığı veya söylediği her eylem ve işten sorumlu olduğu bilinciyle hareket ederek muhtemel sonuçlarını önceden kabul eder.

          Kısıtlı olmamak, kişinin çevresinden veya kendisinden ötürü fikri tahakküm veya taarruz altında kalmaması yani hür olmasıdır.  Tabii, fikren hür olmak oldukça meşakkatli bir çabanın neticesinde elde edilir, hele ki bu çağda.  Zira muhtelif mülahazalar, sosyal medyadan televizyon kanallarına televizyon kalanlarından film kuşaklarına kadar endoktrine edilirken ‘’ ne kadar hür olabiliriz?’’ doğrusu düşünmeye değer. 

           Ergin olmak, aslında kişinin fizyolojik olgunluktan ziyade belli bir psikolojik olgunluğa ulaşmasıdır. Bunu bir örnekle izah etmek isterim: Bazen beş yaşındaki bir çocuğun kırk yaşındaki bir adamdan daha aklı başında konuştuğuna şahit oluruz. Hatta ‘’büyümüş de küçülmüş’’  diyerek onu takdir ederiz.  Çünkü insanı olgunlaştıran yaşı, cinsiyeti veya nesebi değil yaşadıkları, gördükleri, dinledikleri, oturup kalktıkları yani bir nevi nasibindekilerdir.

        Hülasa; nasıl ki hukuki manada geçerli bir tasarruf işleminin gerçekleşmesi için belli vasıflara haiz olmak gerekiyorsa sağlıklı düşünmek içinde saydığımız vasıflara haiz olmak gerekir.   Aksi takdirde ortaya çıkan düşünceler batıldır. Bu da insanı ontolojik manasındaki gizini çözmekten hayli uzaklaştırır. Allah muhafaza onu mâlâyâni işlerin müdavimi yapar…  

Birçoğumuzun hayatı buna delil değil mi? Vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir