ERGENEKON SİRİUS ve YARATILIŞ DESTANI

Ergenekon, bozkurt önderliğinde bilgi ve yaşam peşinde koşan insan topluluklarını anlatan söylencelerle destanlaştırılmıştır.

Ergenekon da ateşin yakılarak dağların eritilmesi hadisesi,  Musa (as) ın ailesi için ateşe doğru yürümesi, Bediüzzaman’ın eserlerinde bilginin ateş olarak gösterilmesi ayrıca ateşe doğru yürümeyi, yaklaşmayı ve hissetmeyi teşviki, hatta Milli eğitim kitaplarımızın kapağında meşale üzerinde yanan ateş sembolünün bulunması, bizi bulmamız gereken gerçeğe götürüyor. 

Türklerin Ergenekon’ dan çıkışı zorunlu bir sürgün için gerçekleştirilen bir harekettir, demir dağların eritilmesi bu efsanenin seyahat yönünü gösterir fakat bu hadisler dünya üzerinde olmamıştır. Kendilerinin ve develerinin geçitten geçmesi için yapılan bu çalışmadır. Sembolizm dilinde deve bir boyut kapısının açılması olarak bilinir. Demek ki bir başka boyuttan dünyamıza giriş yapmaya çalışmışlar. Develerin yükleri yanlarında getirdikleri eşyalar ve canlılardır. Sayılarının çokluğu buraya sadece iki kişi gelmediklerini, diğerlerinin burada yaşamın devamını sağlamak için bir süreliğine çalışma yapan görevlileri işaret eder.

Ve demiri de indirdik (Hadid 25.) Demirin gökten indirilmesi, insan soyunun dışarıdan getirildiğine de bir atıftır çünkü demir insan kanında bulunur ve yaşamı temsil eder. Ayrıca kanda bulunan oksijeni vücudun diğer taraflarına taşıma görevini yerine getirir, diğer anlamıyla demir yaşamı uç noktalara ve galaksilere taşımak ve bir seyahat amacına sahiptir.

Âdem ve Havva’nın Cennetten çıkartılması, kalplerinde ki güven ve huzurun alınmasının sürgün olarak düşünülmesi ve sadece iyi bir yerden alt düzey bir yere gelmeleriyle yaptıkları karşılaştırmadır. 

Altay yaratılış destanın’ da tıpkı Kuran’da ki gibi yasak ağacın burada da uzak durulması gereken bir sakınca olması dikkati çekerken, derecesi düştüğü için Âdem bu destanda kişi ismini almıştır ama Türklerin gökyüzüne ait bir insan türü olması gerçeğini değiştirmemiştir. Şeytan Doğanay’ı ve Ece’yi kandırarak neticede yasak meyveden yedirmiştir.

Kur’an’da Âdem ve Havva’nın yaprakla örtünmeleri bu yeni türü işaret eder, yaprak bu insansı türün güzel sonuç veren bir meyve olamayacağının sembolik anlatımıdır.

Ey insanlar! Şüphesiz ki biz, sizi bir erkek ve bir dişiden (Âdem ile Havva’dan) yarattık. Birbirinizi tanımanız için de sizi, milletler ve kabileler kıldık…Hucurat Suresi 13

Bu zamana kadar diğer milletlerle tanışmamız bizlere olağan üstü bir durumla karşılaşmadığımızı göstermiştir. O zaman bir bakıma bu dünya üzerinde olmayan diğer başka türlerin kastedildiğini, aynı zaman da tanınması gereken şeyin insan ve sürüngen genli türleri ayırt etme olduğu da anlaşılabilir. Her ne kadar bu dünya üzerini işaret ettiği söylense de doğrudur fakat bu iddia tam anlamıyla bütünü tamamlamıyor çünkü diğer milletlerle aramızda bariz farklar yoktur. 

Mesela dünyamız da ki türler için birkaç örnek verecek olursak, Türkler de Hun kelimesi insan demektir, kuzey kutbunda yaşayan halk İnuitler insan anlamındadır, Roman insan demektir, bu bize halkların kendilerini başka bir türden ayırım yapma gereği duyduklarını gösterir.

Risale-i Nurda bulunan birinci söz insanlığın kainat üzerinde ki yolculuğudur bir bakıma yaşamın destanıdır. Bu konu da beşer, insan ayırımı yapılmış ve beşerin kendi gelişimini gerçekleştiremeyen, insanın ise kültürüyle diliyle sanatıyla kendini geliştirmiş topluluklar olduğuna işaret eder. Bu risale insanı tabakalarına göre de yorumlamıştır, bazı yerlerde “avam lisanıyla” cümlesi bu tabakalara yönelik bir anlatım metodudur. Bilgi seviyesi düşük kişilere anlatımı kolaylaştırmayı amaç edinmiştir. Zaman içerisinde toplumlarda kendilerini bir sınıfa atfetmiştir. Alt ve üst bilgi tabakasının kendi inanç biçimlerine göre yorum çıkartması da uygun görülmüştür. Bu inanç biçimi edindikleri bilgilerle kendilerine özel ahiret düşüncelerini şekillendireceklerdir. Burada aynı zamanda insan ve beşer olarak iki insan türü tarif edilmiştir.

Bozkurt ise evrensel bir işarettir, Afrikalı bir gencin kolunu gökyüzü sirius’a kaldırarak bu işareti yapmasını garipsememek gerekir. Bu işaret etnik ya da siyasal bir meselenin üstünde insan ırkının varlığını ve mücadelesinin semboldür. O Afrikalı genç, insan soyundan olduğunu hissederek bu soyun temsilcisi olduğunu göstermiştir. Çünkü genlerimizdeki kodlar eninde sonunda bizi yaratılışımızda ki başlangıca götürür. 

Anlıyoruz ki Gök kurt, Sirius gezegeninden yola çıkanlara hedef gösteren öncü insan ya da insanlardır bu bakımdan Ergenekon’dan çıkış bizim için bir işaret fişeğidir çünkü Ergenekon dünya dışından geldiğimizi ve insan ve sürüngen iki türün bize doğumunu, yolculuğunu ve amacını anlatır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir