MUSTAFA ÖZTÜRK VAKASI

Mustafa Öztürk  ma’lûm videosuyla yine gündem oldu yakın zamanlarda. Zaman zaman oluyordu, bu seferki onun emekliliğini istemesine de sebep oldu. Yaşanılanı bir “linç” olarak değerlendirdi ve resmi olarak akademisyenliği de bıraktı. Bırakmasının akabinde çeşitli yayın organlarına çıktı ve yine görüşlerini söyledi. “Ben yanlış anlaşıldım” demedi! Söylediklerinin arkasında durdu. 

Peki, yaptığı neydi?  

Yaptığı düpedüz Cenab-ı Hak’la, Kur’an’la, Peygamber Efendimiz’le  dalga geçmekti. Tabi bunu yaparken de güya Allah’ı tenzih için yapmışmış! Yani kendi akıl fenerine uymayan hususlarda verdiği saptırıcı ve genelleştirici örneklerle bunu utanmadan, sıkılmadan yaptı. 

Kutsanan bir argümanla yapıldı bunlar “İfade özgürlüğü”.  Garip ki, yine bu ifade özgürlüğü ile eleştiriler alınca, bunun adı  “linç” oldu

Kur’an’la alakalı evet farklı yaklaşımlar elbette var oldu ve olacak. Lakin sanki hiç anlaşılmamış da  üzerinde hep tereddütler olmuş da, bir türlü insanlığa rehber olmamış gibi üzerinde sürekli kuşku oluşturacak şekilde fikirler öne sürerseniz,  elbette cevaplar alırsınız. Bunlara karşı hazımsızlığınızın adını da “linç” koyamazsınız.  

Bu arada Mustafa Öztürk’ün kırpıldı diye ajitasyon yaptığı videosunun devamında daha ileri tezyifler, hakaretler  var. Güya Allah’a yakıştıramadığı ifadeleri Peygambere (sav)  vermeye çalışıyor. Hâşa iyi, polis kötü polis. 

Peygamber Efendimizin hiçbir sözü var mı ki,  Bu ayetleri lafza ben döküyorum diye! Yok, bunu iması bile yok. Kur’an kaç yerde “Alemlerin Rabbi tarafından indirildi” desin ve hem mananın hem lafzın Allah tarafından olduğunun bir çok delilleri olsun ama buna rağmen güya sen haddin olmayarak Allah’ı tenzih edasıyla Allah ile dalga geç! Ve sözde tefsir hocası olarak manipülasyon yap! 

Gelelim bu gibi akademisyenlerin ne olup da böyle bir duruma geldiklerine!

Yine bir akademisyen olan Mehmet Okuyan şöyle bir şeyler demişti… “Biz akademisyeniz, sürekli yeni şeyler üretmeliyiz, aynı şeyleri söyleyeceksek bizim ne farkımız kalacak!” Evet bu sözleri internette var, bulunup bakılabilir. Şimdi eğer siz sürekli yeni şeyler söylemek derdinde olursanız o vakit işte geçmişte söylenen doğruların ve tüm zamanlara ait hakikatlerin zıddına, tersine bir şeyler söylemek zorunda hissederseniz kendinizi… Nitekim maalesef o da bu yolun yolcusu olmuştur. Meselâ akılları mu’cizeyi izah edemeyince ve bunu “bilimsellik putuyla” bağdaştıramayınca işte Hz. Meryem’in babasız yaratılmasını “çift cinsiyetlilik” gibi zırvalarla açıklamaya çalıştı. Tabi yeni bir şeyler de söylemiş oldu! 

Hâlbuki Kur’an Hz. İsa (as)  için “Onun durumu Adem gibidir”  dese de, bunlar bunu anlamazlıktan geldi.  

Yine bu yolun yolcusu başka bir  Mustafa’dan bahsedeyim. M. İslamoğlu’dan.  Geldiği yer itibariyle soyisminden oldukça inhiraf eden bu zatı,  zamanın birinde Ankara’da hapisteyken ziyaret etmiştim. 

O zamanlar sünnete, hadislere düşman değildi en azından. O ziyaret esnasında ona “miracı da inkâr edenler var” diye sorduğumda “Olur muuu!  peki Necm suresinde bahsedilenler neler” diye Arapçasını da okuyarak inkar edenlere hayretini izhar etmişti. Şimdi gelinen noktada evrimci oldu çıktı. Eskiden savunduğu şeylerin tam zıddına bir yol tuttu. 

Ne oldu ya hû… Bu dini önceden hep yanlış mı öğrenmiştiniz. Ne oldu!!!  

Olan şu! Şöhret, enaniyet, menfaat, çevre, maddi-manevi makam ve  proje olmak veya projeye alet olmak! Evet bunların baya baya tatminini yaşayınca ve bu tatmin yetmeyince sıra mahalle değiştirmeye geliyor. Allah ıslah etsin bunları! 

Kendi akıllarının almadığı hususta güya ateistleri, deistleri yola getirmek adına bu dinle alay eder hâle geldiler. Akıllarının almadığı hadisleri inkâr ettiler, şimdi de yine ateistlerin hoşuna gitmeyen ayetleri eğip bükmenin derdinde yol alıyorlar. 

Şimdi bu hocaların! yanlışlarına, duruş bozukluklarına değinilince bir de bakıyoruz karşımıza bir şovmen edasıyla çok konuşan ve maalesef içinde hurafeler ve “yeri mi değil mi, doğru mu, yanlış mı” demeden her yerden nakil üzere din anlatan, akçeli işlere giren geveze  kimi isimler üzerinden kendilerini temize çıkarıp, itibâr devşirmeye çalışıyorlar! 

Gerçi o tür hocalar da bu gibi modernist hocalara az pas da vermiyor değil… Değil de ne yapalım onların yanlışları bunların doğrusu mu oluyor?  

Bir başka husus, “Efendim neymiş bunlar ilahiyatta konuşulurmuş, konuşulmalıymış!

İyi de sizlerin sözleri, düşünceleri işte bir şekilde topluma yansıyor. Sizler bir kişinin bile imanından olmaya sebep olsanız,  bu size vebal olarak yetmez mi? Akademisyen olmak bu ümmete çok lazım olmayan şeyleri fikir diye, felsefe diye orada burada ya da özelde konuşmayı mı gerektirir? Bu milletin ihtiyacı bunlar mı?  

Bütün bunları söylerken şunu asla söylemiyoruz. 

“Mustafa Öztürk ne yaptın sen, senin yüzünden ateistlere, deistlere küçük düştük. Bunları keşke söylemeseydin, kendi aramızda konuşurduk vs…. Hayır!” asla! Herkesin paşa gönlü bilir. Hz. Muhammed (sav)’in  hidâyete getirmeye vesile olamadığı kimseleri biz yola getirecek değiliz. 

Allah’a ibadeti kibirlerine yediremeyenler illa bu dinin içinden açıklar arayacak. Varsın  arasınlar. Dileriz imana gelirler. Onu arzu ederiz. Yoksa Rahmetlik Abdurrahim Karakoç’un dediği gibi. 

Ya imanda erirsin, ya inkarda çürürsün, yol mezarda bitmiyor girdiğinde görürsün! 

Evet bu arada bu hadise vesilesiyle bir şeyh edasıyla Mustafa Öztürk’ün hitabetine, ses tonuna ve cerbezesine meftun olan kimi akademisyen arkadaşlarının ona olan suskunluğuna ve zımni ve sarih desteğe de  ne demeli. Yuh be! 

Kur’an’la dalga geçen bir kimse daha ne yapmalıydı ki, onu siz de eleştireydiniz. Yoksa bunlar da eleştirirsek biz  de linççiler içinde oluruz diye mi sustular! Şükür susmayanlar, konuşanlar, yazanlar az değildi. Onlar da linç içinde dahil edildi. 

Kur’an’ı bulunduğu asra, zamana hasretmek demek olan tarihselci anlayışın geldiği nokta bu. Yaşar Nuri’leşmek ve daha ötesi.  

Manayı Allah’a verip lafzı peygambere vermeyi Ebu Cehil, Ebu Lehep bile iddia etmemişti. 

İşte ahir zaman!  Bütün peygamberlerin şerrinden ümmetlerini sığındırdığı deccallerin çıktığı bir zaman diliminde böyle bozuk ve bozulan hocaların tahribatı karşısında Allah’a sığınmak ve dinimizi güzel öğrenmekten başka çâre yok!  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir