KAVUŞMAK RUZ-İ MAHŞERE KALDI

Çarşamba denilince bir yabancı dahi Çarşamba’yı sel aldı türküsünü anımsar. Çarşamba her şeyden önce bu türküyle tanınmıştır. Tabi bu ün içinde nice acı ve göz yaşı taşıyor. Dilerseniz beraberce türkümüzün hikâyesini öğrenelim.

Ahmet, Abdal deresinin kıyısında yerleşmiş yoksul bir ailenin oğludur. Baharla birlikte yıllarca süren kara sevdası karşılık bulmuş , Melek kalbini açmıştır. Kısa sürede yüzük takıp nişanlandılar.

Ahmet yapraklar sararmaya başladığında Ordu’ ya yollandı. Melek ise göz yaşlarıyla baş başa kaldı. Ağaoğlu Mehmet Ali işte o vakitler Melek’e göz koydu. Ahmet’in arkadaşları ne kadar uyardılarsa da kar etmedi. Melek ise sürekli reddetmekteydi Mehmet Ali’yi.

Bunun üzerine Ağaoğlu Mehmet Ali bir gün adamlarını da yanına alarak Melek’i  kaçırırlar. Kötü haber tez ulaşır Ahmet’in kulağına. Kısa sürede çıkagelir aşkın delikanlısı. Kuşanır atını, silahını. Arkadaşlarıyla düşer yollara dağ, tepe demez gece gündüz Melek’ i arar. 

Önce bir çakal yağmuru uç verdi. Sonra şimşek şimşek içinden aktı. Çatırdadı göz yüzü. Işınlar Çarşamba ovasını renkten renge soktu. Ne yağmur ne silinen izler atlarını durdurmaya yetmedi. Tufan ikinci kez yaşanıyordu sanki. Yağmur Yeşilırmak’ı boğuverdi. Çarşamba ovası kaynayarak akan bir göle dönüştü. Canik dağlarından aşağılara doğru bir çığ gibi önüne kattığı her şeyi sürükledi. Sel evleri, insanları, beşikleri, hayvanları, Kağnıları, ağaçları, büyük küçük kayıklar Çaltı burnuna doğru sürükleniyordu.

Sonunda duruverdi yağmur. Güneşle parladı yeşil Çarşamba. Usul usul bir gökkuşağı belirdi. Sular çekilmeye başladı. Yaralar sarılıyor, evler onarılıyordu. Abdal deresinin Yeşilırmak’a katılmak üzere döküldüğü yamacın başında ahali toplanmaya başladı. Derenin eğimle indiği yamacın dibinde büyük bir kaya parçası vardı. Onun üstünde iki cansız beden. Melek ve Ahmet’in cansız bedenleriydi. El ele tutuşmuş sırt üstü öylece yatıyorlardı. Ahali sel acısını unutmuş onlara yanıyordu. Hüzün yerini gözyaşına bırakmıştı. O büyük kaya parçası ahalinin üstünde toplandığı o taş yedi yerinden ayrıldı ve her birinden bir servi boyu su fışkırmaya başladı. Bu hazin aşka doğa göz yaşı döküyordu. Ahali yaşanılan şaşkınlığın ardından dualar okumaya başladı. Dualar içten mırıltılara, yıllardır insanların acılarını dile getiren dizelere dönüştü. 

Yedi yerinden su fışkıran kayanın olduğu yerde bir su değirmeni kuruldu ve o gün bugündür o yer Değirmen başı olarak anıldı. Çınar ağaçlarının gölgelediği ahşap değirmenin yedi taşı vardı. Yedi oluğuna su veren set üzerinden yedi kez yürümek, sağ ve sol omuz üzerinden yedişer kez su atmak, uğur sayılırdı. Her Hıdırellez yaşanan bu gelenek 1970’ler de değirmenin yıkımına kadar devam etti. 

ÇARŞAMBA’YI SEL ALDI

ÇARŞAMBA’YI SEL ALDI

BİR YAR SEVDİM EL ALDI

KESKE SEVMEZ OLAYDIM

ELİM KOYNUMDA KALDI

İY NE İMİŞ NE İMİŞ 

KADERİM BÖYLE İMİŞ

GİZLİ SEVDA ÇEKMESİ

ATEŞTEN GÖMLEK İMİŞ

ÇARŞAMBA YOLLARINDA

KELEPÇE KOLLARIMDA

ALLAH CANIMI ALSIN

O YARİN KOLLARINDA

ÇARŞAMBA YAZILARI

KÖRPEDİR KUZULARI

ALLAH ALNIMA YAZMIŞ

BU KARA YAZILARI

2 thoughts on “KAVUŞMAK RUZ-İ MAHŞERE KALDI

  • 16 Kasım 2020 tarihinde, saat 12:06
    Permalink

    Her türkümüz acılar ile dolu. Ellerine sağlık kardeşim

    Yanıtla
  • 16 Kasım 2020 tarihinde, saat 20:49
    Permalink

    Kültürümüzü yaşatabilmek adına güzel bir çalışma…Tebrikler…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir