DALGALANSIN TURAN ELLERİNDE TÜRK’ÜN ŞANLI BAYRAĞI

Soğuk savaş dönemi “ Dış Türkler” yada “ Esir Türkler” her anıldığında, Türk milliyetçilerinin yaptıkları, toplantı ve merasimlerde, istek parçaların başında ilk hatıra gelen ve hem hüzün hem de insanı coşturan “ Çırpınırdı Karadeniz Bakın Türk’ün Bayrağına” adlı şiir, dinleyicilerin çoğu tarafından , yazarı ve bestecisi pek bilinmeyen ve aradan bir asır geçse de unutulmaz şahsiyetler arasına girmiş olan büyük şair AHMET CEVAT ile şiirin bestecisi, ÜZEYİR HACIBEYLİ’ yi sizlerle tanıştırmaktan onur ve mutluluk duyarken her iki değerli şahsiyeti saygıyla hürmetle yad ediyorum.

Hikayemiz İçeri Şehir yada Eski Kale Şehir Bakü’de geçmektedir.

Epeyce yürüdükten sonra, çınar ağaçlarıyla gölgelenen bir meydana geldiler. Meydanın karşısında eski tarihi bir konak vardı. Emrah, “ işte bu bina dayı seni tanıştıracağım insanlar buradalar şu anda, haydi gidelim bizi bekliyorlar.” dedi.

Emrah’la dayısı Mürsel, konağın kapısına gelir gelmez daha kapıyı vurmadan açıldı. Ev sahibi Emrah’ı öz kardeşi gibi sarılıp öptü. Mürsel’ e baktı. “Bu bey efendiyi bir yerlerden tanıyorum ama şimdi çıkaramadım.” dedi. Hele buyurun içeri girin konuşuruz tanışırız.

Konuklar içeri girip ev sahibinin çalışma odasında ki sedirlere oturdular. Mürsel, “ Ben sizi tanıyorum” dedi. “ Kars’ta, Sarıkamış’ta Ardahan’da Kardeş Kömeği Derneğinden. Ben o zaman Yüzbaşıydım. Yüzbaşı Mürsel Ahıska’lı Hasan Ağa’nın oğlu.”

Bu vefalı adam eski dostunu karşısında böyle görünce çok üzülmüştü. “Hey gidi seneler hey” dedi. “ İnsanları nasılda değiştiriyor.” İki koca adamda ayağa kalktılar birbirlerine hasret kalmış küçük çocuklar gibi sarıldılar. 

Emrah, sevinçle ikisini seyrediyor, başını sağa sola sallıyordu. İçi mutlulukla dolmuştu. Orada bulunanların hepsi hayatlarının bir dönemini, topraklarını, sevdiklerini çok uzaklara bırakmış, bezgin yürekleri sızılı ve yorgunlardı. Yine de her şeye rağmen eski dostlar birbirlerini bulmanın heyecanı içinde sohbet ettiler, yemek yediler, kahvelerini içerken ev sahibi Üzeyir Bey, bir kitaba uzandı. Arap harfleriyle basılmış bu antolojinin sayfalarından birinin arasına kalem koymuştu. Okumaya başladı. Okuduğu şiir, Azerbaycan’ın İstiklâl Şairi Ahmet Cevat’a aitti. 

Üzeyir Bey durdu. Kıtayı bir daha okudu. Kağıda çizdiği resme baktı. Taş basması resim ona Türkiye’den gönderilmişti. Hamidiye’nin resmiydi. Türklerin gururu gemi, Sivastopul’ u bombalayan, Yunan Harp gemilerini bombalayan gemi… Odada bulunanlar merak etmişlerdi. Üzeyir Bey, büyülenmiş gibi neye bakıyordu? Herkes ayağa kalkmış piyanonun üstünde ki resme bakmaya başlamışlardı.

Üzeyir Bey konukları’na “ Bugün 8 Eylül” dedi. “ Türk Ordusu bir aydan fazladır harp ediyor. Ordularımız İzmir’e yaklaştı diye yazıyor gazeteler. Tanrım sen kötü gün gösterme, ordumuzu muzaffer eyle, kalemizi koru” diye dua etti. Hep bir ağızdan Amin dediler.

Üzeyir Bey ayaktayken piyanonun tuşlarına bastı. Bir segah nağme üstünde parmaklarını dolaşırdı. Sonra durdu. Gözünü Hamidiye’den ayırmadan tuşlara parmaklarını gezdirmeye başladı. Yüreğinden gelen coşkuyla Ahmet Cevat’ın mısralarını söylüyor nağmesini çalıyordu. Misafirler büyülenmiş gibi dinliyorlardı. Birden odanın kapısı tıklandı. Çalıp söylemeyi kesti. Gelen yabancı değildi. Can dostu arkadaşıydı. Yeni gelen dost misafir oradakilerin buğulu gözlerini, titreyen dudaklarını görünce telaşlandı. Konukların ellerini sıkıp hal hatır sorduktan sonra döndü merakla” Üstad ne oldu? İyi misin? diye sordu. 

Üzeyir Bey , “ Hiç! Dostum iyim. Korkacak birşey yok merak etme “ dedi.

Adam piyanonun başına geldi, notalara baktı, melodiyi içinden okudu, güfteyi görünce çok endişelendi. “ Üstad böyle şeyler yazılır mı? Adamı sürerler, hapislerde çürütürler, belki de asarlar “ dedi.

“ Evet ! Dostum deliyim. Burada bulunanların hepsi de delidir.

“Vatanının, milletinin, namusunun delisi”, dedi. Bu cevabı alan misafir, odadakilere şöyle bir baktı. Hepsi gözlerini yere indirdiler. Cebinden çıkardığı kırmızı boncuk üzerine Ayyıldız işlemeli tesbihi öptü.

“ Eh öyleyse bende deliyim! Çal”

Üzeyir Bey, bu şiiri bestelediğinden beri hayatının hiç bir döneminde böyle çalıp söylememişti bu eseri. Oradakiler de katılmıştı. Hep bir ağızdan üç dört kez çaldılar söylediler. Neredeyse sabah olmak üzereydi. Hiç birinin gözüne uyku girmiyordu. Türk Ordusu Yunan’ı önüne katmış  kovalıyordu. İzmir’in kurtuluşu an meselesiydi. 

O sabah bir ara konağın önünde ki meydanda bir hareketlenme olduğunu fark ettiler. Topluluk gittikçe kalabalıklaşıyordu ve evin önüne doğru geliyordu. Halk bağırıyordu. Camı açıp dinlediler. 

“ Üz-ze-yir Beyyy! Gözümüz aydııınnn! Üzeyir Bey telaşlanmıştı. “ Ne oldu? Niye bağırıyorsunuz sabahın bu saatinde?

Kalabalık, hep bir ağızdan haykırdı.” Telgraf geldi, ordumuz galip geldi! Türk süvarileri, İzmir’e girmiş, Yunan askerî kaçıyor; onlar kovalıyorlar!”

Odada bulunanların hepsi sevinç ve coşkuyla birbirlerini kutladılar sarıldılar, kiminin gözleri dolmuş, elini yüreğinin üzerine koymuş, sevinç çırpıntılarını dinliyor. Kimisi de göz yaşlarını koyuvermişti. 

Üzeyir Bey piyanonun başına geçti, bir daha çaldı hep bir ağızdan okumaya başladılar. Bağ pınarlarının sesi gibi bir ses yayıldı odaya. Bu sadece bir türkü değildi, geceyi yaran ışık gibiydi. Yükselen notaların her biri yüreklere dokunuyordu. Mürsel daha önce hiç bir şeyden ve hiç bir kimseden bu kadar etkilenmemişti. Bu adamın önünde diz çöküp eline sarılıp öpmek istiyordu.

Ama durdu, yanaklarından dökülen yaşları bastırmaya çalıştı. Emrah anlamıştı dayısının ne yapmak istediğini. Eğildi Üzeyir Bey’in ellerine sarıldı ve öptü. Dayısına baktı. Mürsel memnun oldum der gibi gözlerini kırptı yeğenine. Onları bu derece etkileyen eser sizlerle.

ÇIRPINIRDIN KARADENİZ

SELAM TÜRK’ÜN BAYRAĞINA 

AH DEYERDİN HİÇ ÖLMEZDİM 

DÜŞEBİLSEM AYAĞINA

AYRI DÜŞMÜŞ DOST ELİNDEN 

YILLAR VAR Kİ ÇARPAR SİNEM

VEFALIDIR GELDİ GİDEN

 YOL VER TÜRK’ÜN BAYRAĞINA 

İNCİLER DÖK GEL YOLUNA

SIRMALAR DÜZ SAĞ SOLUNA

FIRTINALAR DURSUN YANA

SELAM TÜRK’ÜN BAYRAĞINA

HAMİDİYE O TÜRK KANI

HİÇ BİRİNİN BİTMEZ ŞANI

KAZBEK OLSUN İLK KURBANI

SELAM TÜRK’ÜN BAYRAĞINA

DOST ELİNDEN ESEN YELLER 

BANA ŞİİR SELAM SÖYLER

OLSUN BİZİM BÜTÜN ELLER

KURBAN TÜRK’ÜN BAYRAĞINA 

Türk’ün şanlı bayrağının dalgalandığı  turan ellerine selam olsun… 

Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi daim kılsın….

5 thoughts on “DALGALANSIN TURAN ELLERİNDE TÜRK’ÜN ŞANLI BAYRAĞI

  • 11 Eylül 2020 tarihinde, saat 12:08
    Permalink

    Tebrikler. Allah razı olsun Şeyda Hanım.

    Yanıtla
  • 11 Eylül 2020 tarihinde, saat 13:08
    Permalink

    Allah yar ve yardımcınız olsun ablam

    Yanıtla
  • 11 Eylül 2020 tarihinde, saat 16:04
    Permalink

    Kaleminize Yüreğinize sağlık,
    Sizi tebrik ederim👏
    Allah birliğimizi beraberliğimizi daim eylesin.
    Cennet vatanımız Türkiye’yi 🇹🇷
    ve yüce Türk milletini Rabbim her daim şer güçlerin ve düşman devletlerin şerrinden korusun.

    Yanıtla
  • 11 Eylül 2020 tarihinde, saat 16:16
    Permalink

    👏👏👏

    Yanıtla
  • 11 Eylül 2020 tarihinde, saat 19:14
    Permalink

    Evel Allah bu vatanı sevdiğimiz sürece asla boyun eğmeyiz. Zaten en ufak bir korkumuz yok. Varsın dünya gelsin üzerimize

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir